Bir edebiyatın derinliği ve zenginliği: o edebiyaıtın renkliliği ve çeşitliliği ile de ölçülebilir. Doğaldır ki, böyle bir yargı, sözkonusu edebiyatın köklü, geleneksel ve uzak zaman dilimlerinden öncül bir yolculuğu beraberinde getirmiş olduğunu da içerir. Modern batı kültüründe “rock” müziğin estirdiği fırtına; önüne katıp, dağıtarak sürüklediği geleneksel ve. mıymıntı müzik türüne karşı açtığı savaşın bir benzeri de yine modern batı edebiyatında görülüyor. Tabiî ki, görülen en uç ve en aşın noktalar. “Punk Edebiyat” adı verilen ve “Geleneksel bilgi ve düşüncelerle, çağdaş yeni ve ilerici düşüncelerin çatıştığı “bilgi çağı kültürü” olarak tanımlanan “blip-culture”ın doğal bir ünitesi olan akım; şu üç temel nitelikle özetlenebiliyor:
a. Punk edebiyat, konularını aykırı, ters, illegal ve alışılmadık temalardan seçer, çoğu kez paradoksal ve alaycıdır.
b. Bu tür edebiyat, geleneksel edebiyatın getirdiği bütün ilke ve yaptrımlara karşıdır. Yalnız içerikte değil, üslup ve biçim sözkonusu olunca da anarşjk bir karakter gösterir. Küfrü ve argosu bol bir edebiyat türü olup, sentaks ve gramer kurallarını hiçe sayar.
c. Din, millîyet ve bölgecilik gibi temaları da hiçe saymakla kalmaz; batı hümanizması ve rönesans gibi estetiğin temel ölçülerini de hırpalar ve eleştirir.
Ç.Bu tür edebiyat, hem yapısı hem de içeriği gereği illegal yayın organlarında; çoklukla da fotokopi tekniğiyle çoğaltılan “fanzine”lerde kendine bir yer bulabilir.
Doksanlı yılların başlarından itibaren Türkiye’nin içine girdiği yeni sosyo-kültürel yapılanmada “Punk Edebiyat“ın özel bir yeri vardır. Genç kuşak. kendinden önceki kuşakların yapıp, yarattığı kültürle eleştirel bir perspektiften tatlı tatlı dalga geçerken, bir yandan da kendi kültürünü yaratmaktadır.
Geçenlerde Karikatürcü Metin Demirhan ile Bi!imgeci Nilgün Birgül ’ün birlikte kurup işlettiklleri bilimge kültürüne spesiyalize dükkânda oturuyordum. “Atılgan” adını taşıyan bu yarı sahaf, yarı videotek karakterli dükkan, İstiklâl Caddesi’ndeki Atlas Sineması Pasajı’nda, dip taraflarda, renkli ve şirin bir dükkândır. Gözüm gençlerin fotokopi tekniğiyle yayınladıkları “underground” dergilere takıldı. Bunlardan bir ikisini inceledim ve gördüm ki, İstanbul’da ofset tekniğiyle ve profesyonel ölçülerle yayınlanan: “ÇaIıntı”, “Şizofrengi” ve “Mavi” gibi yenilikçi ve avant-garde dergiler, en son gelen edebiyat kuşağının taleplerine yeterli olamıyorlar. Yeterli oIamıyorlar ki, bu gençler cep harçIıklarını “Mita” lara, “Xerox” lara yatırarak, legal avant-garde dergilerde söyleyemediklerini söyleyebilecekleri kendi dergilerini yayınlamak istiyorlar. İşittiğimize göre Türkiye Punk Edebiyatı’nın hırçın şâiri Küçük İskender de bu tür bir fanzin yayınlamanın hazırlıkları içindeymiş. Bu dergiyi her ay yalnız yirmi beş adet çoğaltacak ve belli yerlere kendi elleriyle dağıtacakmış. Küçük iskender gibi ana-akım edebiyat dergilerinde kendine rahatlıkda yer bulabilen, yayınevlerinin kitaplarını severek yayınladıkları bir şâir neden böyle bir gereksinme duysun ki? Bunun karşılığı basittir. Kökü geleneksel olanda yatan ana-akım edebiyatın belli bir uzantısı ve belli bir uç noktası olan avant-garde edebiyat bile artık kabını genişletrnek ve deri değiştirmek isteyen Türk edebiyatına yetmiyor.
Sırası gelmişken modern Türk Edebiyatında , “Punk Edebiyat” türü içine sokabileceğimiz birkaç şâir ve yazarın adını anmak isterim. “Punk Edebiyat” türünün, ”marjinallerden“, “hipsteristlerden” ve “avant-garde”çılardan fazla uzak olmadığını da hatırlardan eksik etmeyelim. Benim “Filler Mezarlığı” adlı romanımla, bazı kısa metrajlı öykülerim bir yana bırakılacak olursa; Şair Hüseyin Avni Dede, Şair Küçük İskender, yalnız yayınladığı “Ağır Roman” adlı eseriyle değil, şaşırtıcı davranışlarıyla da bizleri meşgul eden Metin Kaçan, çizdikleriyle Aptülika ve Metin Demirhan , besteleri ve icrasıyla “Kramp Rock Müzik Topluluğu“ndan lead-gitarcı Doğan, Türkiye Punk Kültürü deyince hemen aklıma gelen birkaç isim … Önümüzdeki yıllarda bu adlara başka adların da katılacağını ve punk edebiyatımızın sınırları aşabilecek bir olgunluğa erişeceğini sanıyorum.
Doğaldır ki Türkiye Punk Edebiyatı, nedensiz., koşulsuz, “hüdâ-i nâbit” bir biçimde zuhûr eyIememiştir. Bu edebiyat türünün dibini şöyle azıcık bir kurcalasanız,.Osmanlı Bektaşî edebiyatının yanından hızla geçerek, zamanın derinliklerine doğru. yaklaşık oniki bin yıllık bir geçmişi olan Anadolu kültürünün orijinlerine doğru indiği görülür. İişte edebiyat fakültesinin son sömestrinde kara kara doktora tezi konusunun ne olabileceğini düşünen ve hocalarının önerdiği konulara asla itibar etmek istemeyenıere vâsi ve bâkir bir alan.
Yazımızı “punk resim” dolaylarında. oltanın ucuna bağlı yemin çevresinde dönüp duran alabalık gibi dolanan Ressam Mâruf Tanboğa ‘nın diline pelesenk ettiği “punkvârî” bir beyitle bitirelim:
“Temam oldu ol eşârın intihâsı,
Lâzımdır kâtibine bir şerâb parası …”,
( “Evrensel”,29 Aralık 1995)