cialis online | viagra online

Türk Punk Forum

23. 10. 2009 - 01:45

Türk punk foruma bundan sonra www.turkpunk.org adresinden ulaşıyoruz. Forumda üyelikler tamamen açılmıştır. Önerim üye değilseniz hemen üyeliğinizi alınız. Eğer şifrenizi hatırlamıyor ya da şifre hatası ile karşılaşıyorsanız cheki@punkerland.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.

Kategori Reklam | Yorumlar (3)

The Slackers İstanbulda!!!

23. 10. 2009 - 00:00

İstanbul’ da bir tarihi gece daha!!!

Muhteşem geçen The Toasters ve Deal’s Gone Bad konserinden sonra, yine Birleşik Devletler’ den New York’ lu Ska üstadları The Slackers 24 Ekim’de Jolly Joker Balans sahnesinde olacak. Ska,Reggae, Soul ve Blues tarzını çok başarılı bir şekilde harmanlamış ve New York Times gazetesi tarafından “The Sound of New York” olarak adlandırılmış olan grup izleyenlere Too Late saatleri desteğiyle unutulmaz bir akşam yaşatacak

Onlardan önce İstanbul’ un Reggae Rock’ n Roll duayenlerinden 100 derece ve Ska hadiselerinin vazgeçilmez ismi Boss DJ ile Gökhan Tunçişler (Rashit) sahneyi The Slackers için ısıtacaklar. Bütün müzik sevenleri bu eşsiz geceye bekliyoruz.

Devami »

Rashit - Kadiköy’den Hareketler EP (1996) A Side

22. 10. 2009 - 23:55

Türkiye’de Punk ve Yeraltı Kaynaklarının Kesintili Tarihi NTV Röportajı

05. 10. 2009 - 01:30

2/5 Bz Ntv Röportajı

04. 10. 2009 - 22:37

Kaygısızlar

03. 09. 2009 - 11:36

Cemiyette Pisiyorum - Harcialem split cikti!!

24. 07. 2009 - 14:18

split isteme adresi binkunduzz@gmail.com

Kategori Reklam | Yorumlar (0)

Green Day’den yeni albüm…

19. 07. 2009 - 23:43

Kariyerlerinin en güçlü albümü olarak tanımlanan ve gruba Grammy kazandıran “American Idiot”ın ardından Green Day, “son 5 yılın en iyi materyallerini bir araya getirdik” dedikleri “21st Century Breakdown” albümüyle muhteşem bir dönüşe hazırlanıyor.

American Idiot“ın dünya turnesinin ardından evlerine çekilen üçlü, aileleriyle zaman geçiriken bir yandan da yeni şarkıların yazımına başladılar.

Şarkıları hazırladıktan sonra Garbage’tan tanıdığımız ünlü prodüktör Butch Vig ile stüdyoya giren Green Day, Christian ve Gloria’nın hikayesini anlatıyor. 21. yüzyılın ilk dönemlerinde yaşayan çiftin üzerinden yüzyılımızın din, savaş, politika ve sevgi temalarını işliyorlar.

18 şarkıdan oluşan “21st Century Breakdown”, kendi içinde “Kahramanlar ve Sahtekarlar”, “Şarlatanlar ve Azizler” ve “At Nalları ve El Bombaları” olmak üzere üç bölüme ayrılıyor. Albüm bu şekilde yapılandırılsa da Green Day üyeleri, yeni bir konsept albüm yapmadıklarını ısrarla belirtiyorlar.

Grammy Ödülleri’nde resmi duyurusu yapılan albümden ilk single olarak ‘Know Your Enemy’ 16 Nisan’da yaymlandı. Amerika radyolarına bir numaradan giriş yapan şarkı, sadece 24 saat içinde Şili’de en çok dinlenen şarkı olurken Avrupa’da da Green Day rüzgarı esmeye başladı.’Know Your Enemy’ ile birçok ülkede bir numara olan Green Day, albümün yaymlanmasıyla geniş çaplı bir dünya turuna çıkıyor.

“21st Century Breakdown” Şarkı Listesi
1. Song of the Century
2. 21st Century Breakdown
3. Know Your Enemy
4. ¡Viva La Gloria!
5. Before The Lobotomy
6. Christians Inferno
7. Last Night On Earth
8. East Jesus Nowhere
9. Peacemaker
10. Last Of The American Girls
11. Murder City
12. ¿Viva La Gloria? (Little Girl)
13. Restless Heart Syndrome
14. Horseshoes And Handgrenades
15. The Static Age
16. 21 Guns
17. American Eulogy (Mass Hysteria/Modern World)
18. See The Light

Punk Edebiyat

19. 07. 2009 - 23:34

Bir edebiyatın derinliği ve zenginliği: o edebiyaıtın renkliliği ve çeşitliliği ile de ölçülebilir. Doğaldır ki, böyle bir yargı, sözkonusu edebiyatın köklü, ge­leneksel ve uzak zaman dilimlerinden öncül bir yol­culuğu beraberinde getirmiş olduğunu da içerir. Modern batı kültüründe “rock” müziğin estirdiği fırtına;  önüne katıp, dağıtarak sürüklediği geleneksel ve. mıymıntı müzik türüne karşı açtığı savaşın bir benzeri de yine modern batı edebiyatında görülü­yor. Tabiî ki, görülen en uç ve en aşın noktalar. “Punk Ede­biyat” adı verilen ve “Geleneksel bilgi ve düşünce­lerle, çağdaş yeni ve ilerici düşüncelerin çatıştığı “bilgi çağı kültürü” olarak tanımlanan “blip-cultu­re”ın doğal bir ünitesi olan akım; şu üç temel nite­likle özetlenebiliyor:
a. Punk edebiyat, konularını aykırı, ters, illegal ve alışıl­madık temalardan seçer, çoğu kez paradoksal ve alaycıdır.
b. Bu tür edebiyat, geleneksel edebiyatın getir­diği bütün ilke ve yaptrımlara karşıdır. Yalnız içe­rikte değil, üslup ve biçim sözkonusu olunca da anarşjk bir karakter gösterir. Küfrü ve argosu bol bir edebiyat türü olup, sentaks ve gramer kurallarını hiçe sayar.
c. Din, millîyet ve bölgecilik gibi temaları da hi­çe saymakla kalmaz; batı hümanizması ve röne­sans gibi estetiğin temel ölçülerini de hırpalar ve e­leştirir.
Ç.Bu tür edebiyat, hem yapısı hem de içeriği gereği illegal yayın organlarında; çoklukla da fotokopi tekniğiyle çoğaltılan  “fanzine”lerde kendine bir yer bulabilir.
Doksanlı yılların başlarından itibaren Türki­ye’nin içine girdiği yeni sosyo-kültürel yapılanma­da “Punk Edebiyat“ın özel bir yeri vardır. Genç ku­şak. kendinden önceki kuşakların yapıp, yarattığı kültürle eleştirel bir perspektiften tatlı tatlı dalga geçerken, bir yandan da kendi kültürünü yaratmak­tadır.
Geçenlerde Karikatürcü Metin Demirhan ile Bi­!imgeci Nilgün Birgül ’ün birlikte kurup işlettiklleri  bilimge kültürüne  spesiyalize dükkânda oturu­yordum. “Atılgan” adını taşıyan bu yarı sahaf, yarı videotek karakterli dükkan, İstiklâl Caddesi’ndeki Atlas Sineması Pasajı’nda, dip taraflarda, renkli ve şirin bir dükkândır. Gözüm gençlerin fotokopi tek­niğiyle yayınladıkları “underground” dergilere takıldı. Bunlardan bir ikisini inceledim ve gördüm ki,  İs­tanbul’da ofset tekniğiyle ve profesyonel ölçülerle yayınlanan: “ÇaIıntı”, “Şizofrengi” ve “Mavi” gibi yenilikçi ve avant-garde dergiler, en son gelen ede­biyat kuşağının taleplerine yeterli ola­mıyorlar. Yeterli oIamıyorlar ki, bu gençler cep harçIıklarını “Mita” lara, “Xerox” lara yatırarak,  legal avant-garde dergilerde söyleyemediklerini  söyleyebilecekleri kendi dergilerini yayın­lamak istiyorlar.  İşittiğimize göre Türkiye Punk Ede­biyatı’nın hırçın şâiri Küçük İskender de bu tür bir fanzin yayınlamanın hazırlıkları  içindeymiş. Bu dergiyi her ay yalnız yirmi beş adet çoğaltacak ve bel­li yerlere kendi elleriyle dağıtacakmış. Küçük isken­der gibi ana-akım edebiyat dergilerinde kendine rahatlıkda yer bulabilen, yayınevlerinin kitaplarını severek yayın­ladıkları bir şâir neden böyle bir gereksinme duysun ki? Bunun karşılığı basittir. Kökü geleneksel olanda yatan ana-akım edebiyatın belli bir uzantısı ve belli bir uç noktası olan avant-garde edebi­yat bile artık kabını genişletrnek ve deri değiştirmek isteyen Türk edebiyatına yetmiyor.
Sırası gelmişken modern Türk Edebiyatında , “Punk Edebiyat” türü içine sokabileceğimiz birkaç şâir ve yazarın adını anmak isterim. “Punk Edebiyat” türünün,  ”marjinallerden“, “hipsteristlerden” ve “avant-garde”çılardan  fazla uzak olmadığını da  hatırlardan eksik etmeyelim. Benim “Filler Mezarlığı” adlı romanımla, bazı kısa metrajlı öykülerim bir yana bırakılacak olursa; Şair Hüseyin Avni Dede, Şair Küçük  İskender, yalnız yayınladığı “Ağır Ro­man” adlı eseriyle değil, şaşırtıcı davranışlarıyla da bizleri meşgul eden Metin Kaçan, çizdikleriyle Ap­tülika ve Metin Demirhan , besteleri ve icrasıyla “Kramp Rock Müzik Topluluğu“ndan lead-gitarcı Doğan, Türkiye Punk Kültürü deyince hemen aklı­ma gelen birkaç isim … Önümüzdeki yıllarda bu ad­lara başka adların da  katılacağını ve punk edebiya­tımızın sınırları aşabilecek bir olgunluğa erişeceğini sanıyorum.
Doğaldır ki Türkiye Punk Edebiyatı, nedensiz., koşulsuz, “hüdâ-i nâbit” bir biçimde zuhûr eyIe­memiştir. Bu edebiyat türünün dibini şöyle azıcık bir kurcalasanız,.Osmanlı Bektaşî edebiyatının ya­nından hızla geçerek, zamanın derinliklerine doğru. yaklaşık oniki bin yıllık bir geçmişi olan Anadolu kültürünün orijinlerine doğru indiği görülür. İişte  edebiyat fakültesinin son sömestrinde kara kara doktora tezi konusunun ne olabileceğini düşünen ve hocalarının önerdiği konulara asla itibar etmek istemeyenıere vâsi ve bâkir bir alan.
Yazımızı “punk resim” dolaylarında. oltanın u­cuna bağlı yemin çevresinde dönüp duran alabalık gibi dolanan Ressam Mâruf Tanboğa ‘nın  diline pe­lesenk ettiği “punkvârî”  bir beyitle bitirelim:
“Temam oldu ol eşârın intihâsı,
Lâzımdır kâtibine bir şerâb parası …”,

( “Evrensel”,29 Aralık 1995)

Punk Film ve Belgeselleri

21. 10. 2008 - 01:56

Punk müzik kendisinden sonra gelen post-punk, indie, trash pop gibi bir çok müzikal akımı etkilemekle kalmamış, modadan sinemaya kadar bir çok alanda etkiler bırakmıştı. Gelin punk’ın sinemadaki izdüşümlerine birlikte göz atalım.

Punk Filmleri24 Hour Party People
Takvimler 2002 yılını göstermekte ve radyodan çalınan müzikler olsun, çekilen yeni filmler olsun bize müzikte yeni bir dönemin geldiğini müjdelemekteydi. Velvet Goldmine gibi filmlerle 70’lerin ve 80’lerin müziklerine duyulan ilgi artmış, New York’tan çıkan The Strokes ve Interpol gibi birkaç grup yeni bir rock akımının gaz pedalına basmıştı. Tam bu ortamda 24 Hour Party People, yeni grupların başlıca ilham kaynakları Manchester sahnesini ve efsanevi Joy Division grubunu taçlandırmış, 70’lerin sonu ve 80’lerin başındaki o dönemle ilgili ayrıntıları irdelemişti. Filmin yönetmeni Michael Winterbottom, olayların tam merkezindeki prodüktör/programcı/kulüp işletmecisi Tony Wilson’ın yaşamından bir kesiti, ona yoldaş olan grupları ve insanları keyifli bir dille anlatıyor. Günümüzde ana akıma taşınmış, dünyanın her tarafından binlerce gencin takipçisi olduğu indie müziğin kökenlerinin nerede yattığını merak ediyorsanız, bu filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.

Punk FilmleriSid and Nancy
Sex Pistols, punk denince ilk akla gelen grup. Hakikaten de grup, gitar çalma ve vokal yapma anlayışını sonsuza kadar değiştirmiş, punk kültürünün oluşmasında ön ayak olmuş ve yetmişlerin sonuna doğru İngiltere başta olmak üzere bir çok ülkede deprem etkisi yaratmıştı. Grubun en tartışılan üyesi Sid Vicious olagelmiştir. Yönetmen Alex Cox’a da sahnede seyirciye küfreden, zaman zaman onların kafasına bas gitarını geçiren, hatta kırık camların üzerine atlayan bu “manyak” adamın ilginç hayat öyküsünü filme almak kalmış. Alex Cox hep ortalama bir yönetmen olarak görülse de filmin merkezinde Sid ve Pistols’ın sıra dışı öyküsü olunca film kendini başarıyla izletiyor. Filmin konusu zaten belli ama biz yine de bir giriş yapalım. Sid Vicious, hayranı olduğu gruba bas gitarist olarak girmiş bir aykırı insandır. Kendisi gibi sıyırmış bir insan olan Nancy Spungen ile tanışınca zaten karman çorman olan hayatı bir curcunaya döner.

Punk Filmleri

Jubilee
1977 yılının en tartışmalı hareketi “punk” olunca sinemanın en tartışmalı yönetmenlerinden Derek Jarman’a da aynı yıl Jubilee’yi çekmek düşmüş. Filmi izlerken bir yerlerden “God Save The Queen” çığlığı duyar gibi oluyoruz. İngiltere kraliçesi, Ariel isimli bir melekten kendisini 400 yıl sonrasına göndermesini istiyor. Melek duasını kabul ediyor. Kendisini bir sürü punkın ve çalışmaktan tamamı ile vazgeçmiş insanların arasında bulunca nasıl hissediyor tahmin edersiniz. Ama “Punk Londra”ya uyum sağlaması da zor olmuyor. Fakat Jubilee, Derek Jarman’ın dünyasına henüz girmemiş kimi izleyici için ağır kaçabilecek bir film. Film, anarşist mizah anlayışıyla, sert eleştiriyle tam bir Jarman filmi. Zamanın punklarının filmi sevemediğini ve filmde kendileriyle dalga geçildiğini düşündüklerini ekleyelim.

Punk FilmleriPunk Belgeselleri
Punk üzerine yapılmış çok sayıda belgesel bu müzik fenomenini inceliyor. Bir önceki İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Punk: Attitude isimli film, punk’ın sadece bir müzik olmadığını, çok sayıda müzisyenle birlikte irdeliyordu. The Punk Rock Movie, Another State of Mind da diğer önemli punk belgeselleri. Önemli punk grupları üzerine yapılmış çok sayıda belgesel film var. The Filth and the Fury, The Great Rock ‘n’ Roll Swindle belgeselleri Sex Pistols’ın müzikal yolculuğu üzerine. Ülkemizde İğrençlik ve Öfke ismiyle gösterilen The Filth and the Fury’de grubun hikâyesi, dönemin İngiltere’sinde yaşanan diğer sosyal olaylarla paralel olarak veriliyor. The Clash: Westway To The World ve Rude Boy, dönemin diğer büyük punk grubu Clash üzerine. End of the Century: The Story of the Ramones da adından anlaşılacağı gibi ABD’li punk grubu Ramones’u anlatıyor. 1991: The Year Punk Broke belgeseliyle Nirvana ve Sonic Youth gibi gruplarla Amerika’nın yeniden punkı keşfetmesi ele alınırken, The Decline of Western Civilization’da 1980’lerin Los Angeles punk sahnesi irdeleniyor.

Diğer Punk Filmleri

The Blank Generation’da Billy karakterini punk rock’ın doğuşunda öncülük eden müzisyenlerden Richard Hell oynuyor. 1983 yapımı Valley Girl isimli film “Punklar buluştuğu zaman eğlence başlar” sloganıyla dikkat çekiyor. Suburbia (1984) filminde 80’lerin New York punk sahnesi işlenirken, oyuncuların çoğu dönemin punk müzisyenleri ve dinleyicileri arasından seçilmiş. 1988 yapımı Tape Heads filmi, John Cusack ve Tim Robbins gibi isimlerle dikkat çekiyor. SLC Punk! ise 1998 yılından eğlenceli bir film; 80’lerin başında muhafazakâr bir kasabanın tek punkları Stevo ve Bob’un hayatları anlatılıyor.

Devami »

Page 1 of 2612345»...Last »